Eurovision’un yeni ahlak bekçisi Türkiye

Eurovision Şarkı Yarışması kimisine göre bir tutku, kimisine göre siyaset dolu sıradan bir yarışma, TRT için ise yılda bir reyting rekoru ve ahlak dışı yarışma…

Yaklaşık 2 yıldır oylama ve kura sistemini eleştirerek yarışmaya ülkemizden temsilci göndermeyen TRT’nin asıl rahatsızlığı, yarışmada son yıllarda erotizmin biraz daha öne çıkması ve eşcinselliğin sansürsüz bir şekilde yayına sunuluyor olmasıydı. Özellikle 2014 yılında transeksüel sanatçı Conchita Wurst’ın birinciliği alması, TRT’yi bu konuda daha da kuşkulandırmıştı.

Yazılarımda sık sık TRT’nin aslında sanıldığı gibi sadece oylama konusunda değil, ahlak konusunda da rahatsız olduğunu belirtiyordum. Ama haber siteleri bu tavrı sizlere “haksız oylama” şeklinde algılatmaya devam ediyordu.

Yarışmanın favori ülkelerinden olan Türkiye; bu tutumuyla sadece ülkemizdeki Eurovision sevenlerini değil, Avrupa’daki Eurovision sevenlerini de üzmüştü. Çünkü son 10 yıldır gönderdiğimiz sanatçılarla yarışmada büyük başarılar yakalamıştık. Bu da bizi Avrupa’da favori ülke yapmıştı. Ama şimdi ayrı yedik, gayrı düştük. Niye mi?

TRT, EBU’yu nasıl dize getirdi?

Türkiye’nin Eurovision serüveni için geçtiğimiz günlerde büyük bir gelişme yaşandı. TRT, Avrupa Yayın Birliği (EBU) ile birtakım görüşmeler yaptıklarını ve 2016’da Türkiye’nin tekrar Eurovision’a dönebileceğini müjdeledi. Bu açıklamayla Türkiye’deki Eurovision hayranlarının yüreğine büyük bir su serpildi. Fakat TRT 2016 yılında da Eurovision’a katılmayacak!

Yeni göreve atanan TRT Genel Müdürü Şenol Göka, basın açıklamasında “Sadece oylama sistemi değil, ahlaki sisteme ilişin de bazı sorunlar vardı. Bunlara ilişkin eleştirilerimiz vardı. Bunlar konusunda yol alındı” şeklinde bir cümle kurdu. Yukarıda bahsettiğim tezimi de doğrulayan bu açıklamaya bakılırsa; TRT, Avrupa’ya ahlak konusunda ayar çekmiş gibi görünüyor.

Yarışmadan çekilerek yarışmadaki oylama sistemine karşı büyük bir farkındalık yaratmayı başardığımız görünen bir gerçek. Bu durumu ben de destekliyorum zaten. Türkiye’nin bu çıkışı sayesinde, bir sonraki yıl yarışmadaki kura ve oylama kurallarında önemli değişikliklere gidilecek gibi görünüyor.

Hadi tamam oylamayı hallettik diyelim, asıl rahatsız olunan konu olan müstehcenliğe karşı nasıl bir tutum sergileyecekler? Bütün yarışmacıların etek boylarına ve göğüs dekoltelerine müdahale mi edilecek, yoksa farklı yönelimlere sahip insanlara karşı ambargo uygulanarak insan hakları mı ihlal edilecek?

Peki ya TRT? Ahlak dersi verdiği Eurovision’a aday olarak yine dekolteli bir bayan sanatçı mı gönderecek? Ben onların yerinde olsaydım “Madem çok ahlaklısınız da, bu zamana kadar gönderdiğiniz bayan sanatçıların sahne şovlarına neden müdahale etmediniz?” diye sorardım. Öyle ya? Hadise bile zamanında kıyafetinin açıklığından dolayı eleştirilmişti.

Bu sorularıma cevap bulamayacağım belki, ama özetle şunu demeliyim ki: Önce kendi söküğümüzü dikelim, sonra Avrupa’ya ders vermeye çalışalım. Böylesi daha iyi olur bence.

Hazır müstehcenlik demişken, sizi Polonya’nın 2014 yılı şarkısıyla başbaşa bırakayım; izleyin de ahlakınız bozulsun biraz!



3 Comments

  • Çıplaklık bizi neden bu kadar rahatsız ediyor anlamıyorum.
    Bazı şeyleri kafaya takıyoruz, sanki dünyada başka sorun yok gibi takılıp kalıyoruz. Tedavi edilmesi gereken seviyede saplantılıyız.
    Televizyonlarda sigaranın külünü bile sansürleyip, en küçük argo kelimeyi hatta çıplaklığı çağrıştıran ve argo olmayan bir kelimeyi bile bipleriz. Ama senelerdir devam eden mafya dizilerindeki bütün ölümlü çatışmaları olduğu gibi gösteririz.
    Kafaya takılacak sorunlar bunlar değil, insanlar açlıkla başa çıkmaya çalışırken, terör kapımıza kadar dayanmış, insanlar bir bir ölürken, televizyonlar zamanlarını bu tarz şeyleri sansürlemekle harcamamalı.

Yorum bırakın