Türklerin popüler turizm destinasyonu Gürcistan Batum’daydım

Son yıllarda kimlikle girişlerin mümkün olduğu, Türklerin akınına uğrayan Gürcistan Acara Özerk Cumhuriyeti‘nin başkenti Batum şehrine, geçtiğimiz günlerde bir seyahat gerçekleştirdim. Bir diğer blog projem olan giresunblog.com‘un ikinci yılı şerefine tur düzenleyerek Giresunlu takipçilerimizle birlikte günübirlik gittiğimiz Batum’da keyifli bir gün geçirdik.

Sabah saatlerinde eğitimim gereği bulunduğum Giresun’dan, Batum’a doğru yolculuğumuz başladı. Giresun’un Espiye ilçesinde verdiğimiz sabah kahvaltısının ardından, Karadeniz’in güzide sahil şeridinde bulunan il ve ilçelerini de görerek Sarp Sınır Kapımıza ulaştık.

Sarp Sınır Kapısı - Fatih Özdemir

Sarp Sınır Kapısı – Fatih Özdemir

Sınır kapımızın Gürcistan tarafı biraz daha cafcaflı bir halde. Pasaport konrol noktaları daha modern bir halde yapılmış. Türkiye tarafında özel bir bina bulunmuyorken, Gürcistan tarafında şekilli bir tasarımı bulunan bina bizi karşılıyor. Zaten Türkiye kısmında, dağların konumundan dolayı sınır kapısı binası yapılacak yer yok denilebilir.

Sarp Sınır Kapısı

Sarp Sınır Kapısı

Türk vatandaşları vizesiz ve pasaportsuz Gürcistan‘a giriş yapma hakkına sahip. Yaklaşık 1 saat süren gümrük işlemlerinin ardından yurtdışına ilk kez ayak bastık. Otobüsümüz ve tur kafilesi olarak ayrı ayrı noktalardan geçtiğimiz için, otobüsümüz bizi sınır kapısının dışında hazır bekliyordu. Otobüse doğru yaya olarak giderken taksicilerin müşteri çekme izdihamı ve çocuk dilencilerin bacaklarımıza sarılması şokuyla karşılaştık. Sınır kapısı geçişini biraz mülteci gibi gerçekleştirdik de denilebilir.

Geçiş sırasında sıkı bir güvenlik kontrolü olmadı. Türkiye’den Gürcistan’a girerken bizleri suratsız Gürcü polisler karşılıyor ilk olarak. Türk turistlere nefret dolu gözlerle bakıyorlar. Bu yetmiyormuş gibi kendi vatandaşlarını da kuyruk sırasında torpille hızlıca geçiriyorlar. Sınır kapısında bizi bayan rehberimiz Tea karşılıyor. Fakat ne rehber! Aldığımıza alacağımıza pişman olduk desek yeridir :) Gelen turist kafilesine bu kadar zulmeden bir rehber görülmemiştir herhalde. Onu gördüğümde “diğer Gürcüler de böyleyse, vay bu ülkenin haline” dedim resmen. Ona birazdan tekrar değineceğim.

Gürcistan'ın Parası Lari

Gürcistan’ın Parası Lari

Gürcistan’ın para birimi Lari (GEL), bunun için Batum’a doğru ilerlerken bir benzin istasyonunun içindeki exchange ofisine uğradık. Hem market, hem de döviz bürosu bir arada. İlk defa öyle bir yer gördüm. Daha Batum’a girmeden şehirle ilgili bütün beklentilerim yerle bir olmuştu :) Ama dedim, “bizim ülkemizin de gettosu var, burası da normaldir.”

Çoruh Nehri’nin üzerinden geçtikten sonra yavaş yavaş şehre girmeye başladık. Son model arabalar etrafta cirit atıyor. Çünkü ülkede vergi yok. Doğalgaz, elektrik vs. halka ücretsiz. En kötü eski evin bile önünde son model arabanın bulunuyor olması bizi şaşırttı doğrusu :) Gürcistan’da devlet memurlarının aldığı ücretin ortalama 200 Lari gibi çok düşük bir fiyat olduğu söylendi. Şehirde yaşam oldukça ucuz, benzin fiyatları da Türkiye’nin çok çok altında… Zaten bunu fırsat bilen Türkler sık sık ülkeye girerek benzin alıp geri dönüyormuş. Bundan dolayı ülkeye girerken alınan 1 TL’lik yurtdışına çıkış harcı ücreti, 15 TL’ye yükseltilmiş.

Şehrin içine girdiğimizde insan hareketliliği göremedik. 190.000 nüfusluk şehirde, etrafı hareketlendiren daha çok Türkler olmuş. Seyahatimiz boyunca zaten Gürcü’den çok Türk’e rastladık, ve çoğu Gürcü de Türkçe’yi konuşabiliyor. Şehirde daha çok Ortodoks Hristiyanlar yaşıyor. Uzun zaman Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetinde kalan ve en son Kars Antlaşması ile Gürcistan’a bırakılan Batum’da, Müslümanların da şehri Hristiyanlarla yarı yarıya paylaştığı belirtiliyor.

Batum

Batum

Batum’da sovyetlerin etkisi hala devam ediyor denilebilir. Biraz sosyalist bir yapı görmek mümkün. Fakat Yeni Batum bölgesi şehrin bu özelliğini biraz absorbe etmiş. Şehrin içindeki anayol olan Tbel-Abuseridze Caddesi şehri ikiye bölmüş durumda. Bu caddenin bir tarafı (deniz tarafı) lüks binalar, tarihi sokaklar, turistik mekanlar ve casinoları barındıran lüks bir Avrupa şehri görünümündeyken, diğer tarafı tam aksine sel felaketinden yeni çıkmış çarpık kentleşmenin hakim olduğu üçüncü dünya ülkesi görünümündeydi. Yol, kaldırım, asfalt… Hiçbir şey yok. Çamur çorak içerisinde, oldukça getto kokan bu bölge Gürcistan’ın idari yapısı hakkında az çok fikir sahibi olmamıza neden oluyor denilebilir.

Gezimize ilk olarak Botanik Park’tan başladık. Batum şehir merkezine uzak bir noktada olan Botanik Park, gezi turumuza ayırdığımız zamanın çoğunu çaldı denilebilir. Avrupa’nın en büyük ikinci botanik parkı olan Batum Botanik Bahçesi‘ne giriş 8 Lari. Tabelalarda öğrencilere ücretsiz yazmasına rağmen, görevliler bizim Türkiye’de de hakim olan “turist yolma” taktiğini işlettiler.

Oldukça fazla zaman kaybettiğimiz Botanik Bahçe’nin ardından şehri daha tepeden görme amacıyla 5 Lari (GEL) karşılığında ARGO isimli teleferik hattına bindik. Gogebashvili Caddesi‘ndeki istasyondan Anuria Dağı‘na çıkan 2,5 km’lik teleferik hattı süslü ve şaşalı tanıtılan Batum’un gerçek iç yüzünü görmeniz için en iyi fırsat. Çünkü aşağıdaki o bölgelerde yaya olarak yürüdüğümü hayal edemedim doğrusu. Başımıza ne işler gelirdi kim bilir :) Teleferikte 14 dk çıkış, 14 dk iniş için zaman harcadığınızı da belirtmek istiyorum.

Teleferiğin ardından Gogebashvili Caddesi üzerinden turumuza devam ediyoruz. Yolun sol tarafında Batum Camii’yi görebilmek mümkün. Caminin yan tarafındaki mahallelerdeki evler oldukça otantik ve kültürel bir havaya sahip. Cadde boyunca tam bir Avrupa şehri izlenimi var. Caddenin sahil tarafında karşımıza çıkan ilk yapı İzmir Saat Kulesi’ni andıran Batum Saat Kulesi.

Hemen arkasında da dev bir dönmedolap olan Ferris Wheel manzarayı tamamlıyor. Biraz kenarında ise Gürcü alfabesinin her bir harfinin sarmal olarak döndüğü Alfabe Kulesi karşımıza çıkıyor.

Batum Saat Kulesi ve Ferris Wheel

Batum Saat Kulesi ve Ferris Wheel

Ferris Wheel’in deniz kıyısında ise Ali ve Nino isimli iki genç aşığı simgeleyen, belirli bir yavaş hızda sürekli dönen bir modern heykel var.

Ali ve Nino Heykeli

Ali ve Nino Heykeli

Yolun devamındaki modern yapılaşmayı gördükçe, insan biraz önceki teleferikte gördüğü eski yerleşim bölgesine acımıyor değil. Resmen kesin çizgiyle burjuvazi ayrılımı söz konusu.

Ali ve Nino - Fatih Özdemir

Ali ve Nino – Fatih Özdemir

Daha sonra akşam yemeği için Old Ship isimli bir gemi restoranını tercih ediyoruz. Zengin bir menü bizleri karşılıyor. Batum’un meşhur yemeklerinden biri Haçapuri isimli bir pide. Oldukça lezzetli olan pidenin içerisinde dolgun bir peynir kullanılmış. Önümüze gelen menüye baktığımızda peynirin ağırlıkta ve kültürün içerisinde olduğunu görebilmek mümkün. Yemeği tamamlayan en lezzetli unsur ise Armut suyu isimli popüler içecekleri. Bizim ayranımız gibi, onların da Armut suları oldukça meşhur. Ve tadı da bir hayli hoş bana kalırsa.

Ferris Wheel ve Alfabe Kulesi

Ferris Wheel ve Alfabe Kulesi

Gemi restorandan çıktığımızda Karadeniz şehirlerinin olmazsa olmazı olan yağmura yakalanıyoruz. Bu sırada başta 100 Lari (GEL) ücretle anlaştığımız rehberimizden tehditkar bir yaklaşımla ekstra ücret talebine maruz bırakılıyoruz. Ve bizden 20 Lari (GEL) daha istediğini belirtiyor ve “vermezseniz sizi kapıdan geçirtmem” diyerek polisi arayacağını vurguluyor. Yazımın başında da dedim ya, aldığımıza alacağımıza pişman olduk diye :) Gerçekten de öyle oldu. Hakaretlerden tutun, bağırıp çağırmaya kadar her şeyi bize uygulayan bir rehberle stres dolu bir Batum turu yaşadık denilebilir. Türklere bu kadar tepkili yaklaşan Gürcüler, eminim ki diğer turistik kafilelere de aynı türden muameleyi uyguluyorlar. Ağır bir ırkçılık döndüğü muhakkak. Yani Gürcistan’da turist yolma taktikleri artık had safhaya ulaşmış durumda.

Yağmurun iyice bastırması nedeniyle, akşam ışıklarına bıraktığımız Batum şehiriçi turunu da araç içinde yapmak zorunda kaldık. Fakat yağmura rağmen Ardagani Gölü‘ndeki ışık ve ses gösterilerini de izlemeden geçmeyelim dedik. Burada da biraz zaman geçirdikten sonra memleketimize dönmek için yola koyulduk. Sarp Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye tekrar geçtiğimizde bu sefer bizi Türk polisi karşıladı. Vallahi ne yalan söyleyeyim, o Türk canayakınlığını polislerimizin suratında görünce oldukça moral bulduk :) Somurtkanlar ülkesi Gürcistan’dan geri döndüğümüzde çok sağlam deneyimler de kazanmış olduk.

Bu arada belirtmeliyim ki her Türk vatandaşının Gürcistan’dan Türkiye’ye 1 karton sigara ve 1 adet içki sokabilme şansı var. Bunlara da katı kurallarla kısıtlamalar getirilmiş.

Eğer olur da bir gün Batum’a yolunuz düşerse, bu deneyimlerim aklınızda bulunsun. Bizim Türklerin Sultanahmet’te turistlere yaptığı muamelenin aynısını Gürcistan’da görmek oldukça kötü oldu. Şimdi ülkemize gelen turistlerin yaşadığı kötü deneyimleri çok iyi anlıyorum.

Aşağıdaki galeriden çektiğim tüm fotoğraflara bakabilirsiniz.

Böylelikle ilk kez yurtdışına adım atarak, kendim için de bir ilki gerçekleştirmiş oldum. Umarım yakında başka ülkeleri de keşfetme fırsatı bulurum.



2 Comments

Yorum bırakın