İstanbul üzerine garip alışkanlık ve prensiplerim :)

image

Haliç

Durun bir dakika, yanlış bir blog sitesine girmediniz, doğru yerdesiniz :) Fozdemir.com’da alışılmışın dışında bir şey yapıyor ve ilk defa kişisel bir yazı yazıyorum. Çünkü mimlendik!

Geçtiğimiz günlerde sevgili Blogger kardeşim Sezer İltekin, kendi alışkanlık ve prensipleri üzerine yazdığı yazıda bize de pas atınca, karşılıksız bırakmak ayıp olurdu dedim ve geçtim klavyenin başına :)

Öncelikle ilk defa duymuş olanlar için ‘mimlenmek’ ne demek, onu açıklayayım. Bir blog yazarı yazı yazdığında, karşıt görüşleri ve fikirleri de öğrenmek için bazı blogları mimler. Ve onlardan da konuyla ilgili yazı yazmasını ister. Sonsuz bir döngü şeklinde giden bu sistem, eskiden daha yaygındı. Fakat şimdi Sezer ile tekrar benim de gündemime geldi. Ben de geleneği bozmadan, Fozdemir içerik konuları çerçevesinde mime karşılığımı veriyorum. Birlikte nice mim’lere… :P
Tahmin edeceğiniz üzere yazımda İstanbul prensiplerimden ve alışkanlıklarımdan bahsedeceğim :)

-İstanbul’da toplu ulaşımı tercih etmeye çalışmama rağmen, ilkel çağlardan kalmış minibüs sistemini asla tercih etmem.

-Durakta otobüs beklerken; gideceğim yere giden eski model bir otobüs gelmişse, bir sonrakini beklerim. Erguvan veya Mercedes gelene kadar… :)

-İstanbul Metrolarındaki yürüyen merdivenlerde ‘sağda bekleme kuralı’nı arkamda kimse yoksa hep ihlal ederim. Fakat biri hayalet gibi ortaya çıkar ve ‘Beklemeyi sağda yapabilir misiniz?’ diye haykırır :)

-Tüm Alışveriş Merkezlerini inceleme gibi bir hastalığım var. O da İstanbul’u iyi bilme hastalığımdan geliyor. Alışveriş yapmam bile :P

-Sinemaya gidelim fikri doğarsa, misal Tuzla’da bile olsam, Marmara Forum sinemalarında izlemek için yola koyulurum. Başka yerde izlemem. Adamlar harika yapmış salonları!

-Taksim, yani Beyoğlu’ndan tek kelimeyle nefret ederim. Bazen mecburiyetten ve aktarma yüzünden uğradığım oluyor.

-Mecidiyeköy ve Levent bölgesi gökdelenler yüzünden hep tercihim olur. Buralarda dolaşmak keyif verici

-İstanbul’u bilmeyen birileriyle gezerken, İstanbul’u ve ulaşım imkanlarını boğazım kuruyuncaya kadar anlatırım. Hatta yaşadığım ilçe Zeytinburnu’nun ulaşım zenginliğini anlatmak ayrı bir keyif verir.

-Vapurda ve metroda Turkcell çekmez, internete girmez, bazen de 3G vermez. Her seferinde söverim. Ama rakip operatöre geçme cesaretini kendimde bulamam

-29 Ekim Boğaz ‘daki Cumhuriyet Bayramı Kutlamalarını ve 29 Mayıs Haliç’teki İstanbul’un Fethi kutlamalarını her yıl kaçırmamaya gayret ederim.

-Yağmur öncesi İstanbul harika olur. O kapalı havada fotoğraf çekme aşkı doğar. Güneşli havada İstanbul manzarası pek çekmem. Günbatımı hariç…

-Eminönü’nden Zeytinburnu yönüne tramvaya binmek istersem, önce son durak Kabataş’a geçerim. Sonra ordan otura otura geri döner ve yoluma devam ederim :P

-Ve son olarak, gezmek diyince kafasında ‘kafede oturmak’ anlayışı doğan insanlarla arkadaş olmayı sevmem :P (Ağır itiraf oldu bu)

Aklıma ilk gelenler bunlar oldu. Çok prensip sahibi olan manyağın biriyim aslında. Buraya yazsam, okumaya internet kotanız yetmez :P Diyorum, ve Çok Okuyan Çok Gezen, Teakolik, Gezip Gördüm, Fundalina, Spaksu, Harun Güven, Evren Kuyu ve Sunipeyk bloglarını kendi konularıyla ilgili prensiplerini yazmaları için itinayla mimliyorum :) Not: Egonomik seni Sezer mimlemiş zaten :P

Son not:
İlk mim hareketime; karşılıklar istediğim düzeyde gelirse, bu mimlenme olayının suyunu çıkarırım diye de korkuyorum :P




dedicated-server

4 Comments

  • Bu İstanbul’da yaşayanlar Taksim’i niye sevmez anlamam doğrusu :) Her gelişimde Rumeli Hisarına mutlaka uğrarım. Osmanlı zamanını, fetih zamanını filan hayal ederim.. Rahat 1-2 saat sadece orada takılabilirim. Huzur verir bana.. Birçok yerini gezdim sayılır İstanbul’un, bir o kadar daha gezmek istedim lakin hep yan çizen arkadaşlara denk geldik. Olmadı ki senin gibi seve seve rehberlik yapabilecek bir dostumuz :)
    Ha bir de o kıçı alçak önü yüksek olanlar minibüsler ne öyle yahu :))

Yorum bırakın